444 0 769

Pedodonti (Çocuk Diş Hekimliği)

Pedodonti yada çocuk diş hekimliği 0-12 yaş grubu çocukların süt ve daimi dişlerinin sağlığını korumayı ve dişlerde oluşan hastalıkları tedavi etmeyi amaçlayan bir bilim dalıdır.
 
Gerekli olan dental tedavileri çocuklara uygulayan çocuk diş hekimlerine ise pedodontist adı verilir.
 
Çocukların ağız ve diş sağlığının mükemmel olması, altı ayda bir düzenli yapılan diş hekimi kontrolü ile sağlanabilir. Pedodontistler, süt ve sürekli dişleri, çürük ve periodontal hastalıklar gibi başlıca ağız hastalıklardan korumak için pek çok yöntem uygulamaktadırlar.
 
Bunlar; ağız hijyeni kavramının öğretilmesi, diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması ve yöntemlerinin öğretilmesi, sistemik ve topikal florür uygulamalarının yapılması, fissür örtücülerin uygulanması ve diş kaybı durumunda yer tutucu uygulamalarının yapılması olarak sayılabilir.
 
Biberon çürüğü nedir? Biberon çürüğü, süt dişlerinin sürmesi ile birlikte özellikle üst çenedeki ön bölge kesici dişleri içine alan "yaygın çürük, rapmant çürük" olarak da bilinen özel bir çürük tipidir Gece yatmadan önce ya da uyku sırasında bebek biberondan süt emerse, süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur.
 
Ayrıca yalancı emziğe bal, şeker konması etkiyi daha şiddetli hale getirir. Eğer çocuk diş hekimine erken getirilmez ve durum başlangıç halinde düzeltilmezse, çocuğun üst ön dişleri ardından üst süt azı dişleri ve ilerleyen dönemlerde hemen hemen bütün dişleri çürükten harap olabilir. Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır.İltihap, alttan gelecek kalıcı dişleri de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar.

Çocuk Hastalar Da Diş Hekimliği Korkusu?
Engellilerine, çocuklarına ve yaşlılarına, iyi bir yaşam düzeyi sunamayan ülkeler veya rejimler, uluslararası hangi gelişmişlik seviyesinde olursa olsun, sosyal devlet tanımını hak etmetmezler. Var olan eğitim ve sağlık hizmetlerinde de başarının temeli, her bireyin bu hizmetlere aynı kolaylıkla ulaşabilmesidir.
 
Doğar doğmaz beyaz önlüklülerle tanışan ve doğum sonrası, vazgeçilmez muayene ve aşılardan etkilenen çocuğun hekim çekinceleri artarak yaşam boyu devam eder. Kaygı ve korkuların özellikle hekim veya diş hekimleri tarafından pekiştirilmesi ile de diş hekimlerini zorlayan, çocukları muayene ve tedavi edilemez konuma getirecektir.
 
Çocuğun diş hekimi ile tanıştırılması mümkün olan en erken dönemde olmalıdır. Oturabilen çocuk diş hekimine getirilmelidir. 6. – 8. aylarda dişleri de çıkmaya hazırlanan çocuğun diş hekimiyle tanışması ağrısız ve sorunsuz geçecektir.
 
Bu arada, diş hekimi annenin de eğitimine başlayarak, diş çıkarma yakınmaları ve koruyucu uygulamalarla ilgili bilgi de verebilecektir.
Diş hekimliğinde korku ve kaygı nedeniyle diş tedavileri gerçekleştirilemediğinde, premedikasyon, sedasyon, hafif sedasyon veya genel anestezi uygulamaları gündeme gelecektir. 
Çocukların Ruhsal Durumları Nasıldır?
Önceleri, çocuğun kendine özgü bir ruhsal  yaşamı olduğu kabul edilmezdi.
Çocuk eğitim psikolojisi ve çocuk  psikiyatrisi bilgileri ilerledikçe, özellikle Wallon ve Piaget"in çalışmaları  ile çocuğun psikolojik gelişiminin hipotezleri ortaya atılmıştır. 1961"de  Spitz, Hindley, Thomas ve Chess adlı araştırmacıların da bu konudaki  çalışmaları çocuk psikiyatrisinin gelişiminde rol oynamıştır .
Psişik gelişme, sosyal ve entelektüel yaşamın çeşitli mekanizmalarının yerleşmesidir. Psişik düzenin kurulması her şeyden  önce sinir sisteminin olgunlaşmasına bağlıdır. Ruhsal yaşamın temel işlevleri  ile sinir sisteminin gelişimi bir bütündür ve ergenlik çağına kadar gittikçe olgunlaşır. Sinir sisteminin olgunlaşması için yaşam deneyimleri gereklidir. Bu  yaşantı süresince çocuk kendisi ile çevresi arasında ilişkiler kurar ve psişik yaşamın temeli ve anlamı ortaya çıkmış olur.
Diş Hekimi Muaynesindeki Çocukların Genel Davranışları Nasıldır?
Diş hekimi muayenehanesindeki çocukların davranışları birbirleriyle ilişkili değişik etkenlere bağlıdır. Genelde, çocuğun deneyimlerinde karşılaştıkları ve her gün etrafında olan insanlar büyük yer tutar. Bu, güvenin temelidir ve hayatının ilk yıllarında başlar. Hamburger Ericson, bundan güvenin temeli diye bahseder ki bunun çocuğun uyumlu bir şekilde gelişmesinde çok önemli olduğunu vurgular. Emniyette hissetme, insanlara güvenme ve kendinden emin olma, dayanıklı olmanın da temelini teşkil eder. Bu güven, dental uygulamalarda da rahatlık sağlar.
Daha Önceki Tibbi Ve Dental Tecrübeler Çocukta Nasil Etki Birakir?
Tıbbi ve dental tedavideki ağrılı deneyimler gelecekte çocukla iletişim kurulmasında ciddi engeller oluşturabilir. Tedavi olabildiğince ağrısız yapılmalıdır.
Çocuklarda da yetişkinler gibi ağrıyı değişik seviyelerde algılarlar.
Çocukların Yaşlarına Göre Diş Hekimi ile Olan İlişkileri Nasıldır?
Çocukların, yaşlarına göre davranışları  aşağıdaki gibi sıralanabilir. Bu sıralamalar çocuk eğitim psikolojisinde önemli  olup, çocuk psikologları ve çocuk psikiyatrisleri için yol göstericidir. Bu  tanımlamaların diş hekimi ile karşılaşan çocuklarda kolayca sınıflanamayacağı  açıkça görülecektir. Diş hekimine gelen çocuklar oldukları yaşın çok altında  veya üstünde davranışlar sergileyebilir.
 
Çocukların davranışında kronolojik yaştan çok  mental yaşı önemlidir.
 
0-1 yaş arası çocuklar, yabancılara karşı  güvensizdir. Her gün gördükleri insanlara güvenirler.
0-2 yaşında, anneye bağımlı, yeni durumlara  adaptasyonda güçlük çeker, ruhsal değişimi süratli, direkt sorulara ve emirlere  cevap verir.
 
3 yaşında, verbal kontak artmış, taklit  yeteneği var, bir çok konuya isteklidir.Yabancılardan utanır, sosyalleşme  başlar.
 
4 yaşında, çok meraklı, konuşkan, kendisine  güvenir, yeni işler yapmak ister, daha sosyalleşmiştir. Ailesi olmadan muayenehanede kalabilme ve özgürce davranabilme gibi becerileri vardır.
 
5 yaşında, övülmekten hoşlanırlar, duygusal  anlamda stabildirler, realist olabilirler. Genellikle uyumlu hasta olurlar.  Ancak iyi bir diş fırçalama tekniği edinme konusunda yetenekli değildirler.
 
6 yaşında, genelde endişelidirler. Kötü ruh  hallerini yansıtıcı cümleler kurarlar. Bu mantıklı döneme geçiş periyodudur.  Kendi fikirlerini mantıklı ve sıkı kanıtlarla savunmaya başlamıştır.
 
7-8 yaşlarında, mantık hızla gelişir. Okul  öncesi çocuklarda görülen "ben" merkezi ortadan kalkmıştır. Grup içinde  faaliyet gösterebilir, kuralların anlam ve dilemini anlar. Ufak tefek  sorumluluklar alabilir.
 
9 yaşında, ergenliğe geçiş aşamasındadır.  Yetişkinlerin fikirlerini ve görüşlerini kavrar.
 
13-15 yaşlarında, ergenlik dönemindeki birçok  genç gibi yetişkinlerin dünyasıyla kolayca inatlaşır. Bu, diş hekimiyle  ilişkisine de yansır. Bu dönemin sıklıkla, emniyetsizlik, şikayetlere ve  mukayeselere duyarlı bir periyot olduğu unutulmamalıdır. Diş hekimi genci bir  yetişkin olarak ele almalıdır.
Çocuklarin Kişiliklerine Göre Diş Hekimliği Açısından Siniflandirlmasi Nasildir?
Her çocuk bir şahsiyettir. Tipik ve şahsi  özellikler daha az stabil olabilir.
Gelişim sırasında tersine değişimler görülebilir. Çocuklar huylarına, genel davranış şekillerine göre aşağıdaki gibi de gruplandırılabilir.
 
Dayanıklı, güçlü ve narin, hassas çocuklar : Güçlü çocuklar hiç yorulmaz gibi görünürler, ataktırlar ve yeni şeyler yapmaya heveslidirler.  Kendilerine saygıları vardır ve iletişim kurmak oldukça kolaydır. Kolayca  kırılan, pesimist görünümlü narin çocuklar, yeni durumlar ve stres karşısında  tolere etmekte zorlanırlar. Genelde endişelidirler ve baskı karşısında  hastalandıklarını hissederler, mide ağrısı çekerler ve hatta kusabilirler. Ağrı eşikleri çok düşüktür. Özel ihtimam ve sabır gerektirirler. Çok çabuk yorulduklarından yavaş ama uygun şekilde çalışılarak çocuk tanınmaya çalışılmalıdır.
 
Stabil  ve kolayca etkilenen çocuklar : Duygusal açıdan stabil olan çocuklar oldukça soğukkanlıdır. Dengeli hareketler yaparlar. Bunun  tersi çocuklar, duygusal yönden hiç disipline edilmemiş, kontrol altına alınmamış olanlardır. Çocukların oldukça kuvvetli bir hayal dünyaları olabilir. Oldukça dediğim dedik olabilirler.
Stresle karşılaştıklarında kontrollerini  kaybederler, ağlama nöbetine girerler ve bu zaman zarfında onlarla iletişim  kurmak çok zordur. Sakin yaklaşılmalı ve yeniden güveni kazanılmaya çalışılmalıdır.
 
Duygulu, kolay kontak kurulabilen ve çekingen çocuklar : Bir kısım çocuk, dışa dönük, kolaylıkla başka insanlarla ilişki kurabilir, sıcak kanlıdır. Diğer bir kısmı ile de iletişim kurmak zordur. Kimi zaman sessiz kalmayı tercih ederek veya kenarda kalmak suretiyle tepki verirler. Zaman, sabır ve çok şefkatli bir yaklaşımla tedavi edilebilirler (15). Bu sınıflama, değişik klasik pedodonti kitaplarında, ilgili, kaygılı ve asi çocuklar şeklinde de, görülebilir. Diş hekimi karşısında bu gruplar arasında da geçişlerin olduğu  kolayca görülecektir. Örneğin dişhekimi karşısında, bir gün ilgili olan bir  çocuk, bir sonraki karşılaşmada inatçı tedavi edilemez davranışlar sergileyebilir.
Bu bölümde yapılan sınıflamaların, çocukların diş hekimine karşı tutumlarında temel kıstas alınamayacağı, çocuklarla çalışan  diş hekimlerince de bilindiği gibi, kolaylıkla görülecektir.
 
Çocukları davranışlarına göre şu şekilde de sınıflayabiliriz.
 
A : Diş hekimi muayenehanesine gelip, sorunsuzca koltuğa oturabilen çocuklar. Koltuğa oturabilen bir çocuğun, bundan  sonra sevk ve idaresi diş hekiminin sorumluğundadır. Başarısızlık halinde, diş  hekiminin davranış şekli ve donanımı irdelemelidir.
 
B : Diş hekimi muayenehanesine gelip koltuğa  oturamayan çocuklar. Bu çocuklarda, eğitimlerinde yetersizlik vardır veya daha önce iatrojenik bir travmaya uğramışlardır. Sorunu, diş hekiminin bilgi ve  becerisi ile sabrı çözebilir veya çocuk bir psikolojik danışmanlık hizmeti  almalıdır.
 
Koltuğa oturan çocukların davranış seyri de aşağıdaki şekillerde olabilir :
Koltuğa oturan çocuk, yaklaşımlara olumlu yanıtlar vererek, muayene ve tedavi tekliflerini onaylayarak, sorunsuz devam  eder.
 
Sorulara yanıt vermeme, ilgisiz kalma, ağzını  açmama, devamlı ağlama ve çok sık tekrarlayan ağzını çalkalamalar ve öksürük nöbetleri gibi pasif direniş şekillerinden birini veya bir kaçını yeğler.
Diğer bir pasif direniş şekli olan, daha  küçük yaşlarına dönerek regresyon da gösterebilir. Örneğin, 9 – 10 yaşlarındaki  bir çocuğun altını ıslatması gibi.
 
Bağırma çağırma, küfür etme, sağı solu  tekmeleme gibi aktif direnç şekillerinden birini de gösterebilir.
Her iki direnç şeklinde de, koltuğa oturan  çocuk diş hekimine şunları iletmek istemektedir. “Ben buraya gelip oturdum.  Bana kötü şeyler yapacağına inanmıyorum, yoksa buraya gelip oturmazdım. Lütfen  beni bu gün affet. Günümde değilim. Hazır değilim. Önce ne yapacağını anlat, göster ama bu gün bir uygulama yapma, bana biraz süre ver. Tekrar geleceğim.”
Bu tür dirençlere karşısında, diş hekiminin  çocuğun üzerine gitmeyip, ona gerekli süreyi başka bir randevu ile vermesi  uygun olacaktır.
Çocukların Davranışlarını Şekillendiren Etmenler Nelerdir?
Çocukların davranışlarını şekillendiren  etmenler, genel olarak iki ana başlıkta incelenebilir.
 
Bireysel etkenler:
Bu etmenler, büyüme, gelişme, olgunlaşma gibi faktörleri içerir. Olgunlaşma, çocuğun büyüme ve gelişmesinin, herhangi bir şeyi başarma ve öğrenmedeki yeteneğini nasıl etkilediğini gösteren bir ölçüdür.Örneğin üçüncü yaş çocuğun
soru sormaya başladığı dönemdir. Sorulan "bu ne ?, bu nerede ?" şeklinde olur.
Dördüncü yaşında, bildiklerini de tekrar sorar "ama niçin ?, ama niye öyle ?" diyerek eklemeler yapar.
Büyüme, bedendeki hücrelerde gerçekleşen sayısal artışı ve aynı zamanda beynin, iç organların yapısı ve büyüklüklerindeki değişimi ifade eder. Büyümeye paralel olarak düzenli, uyumlu ve sürekli ilerlemenin göstergesi olan gelişim, yapı ve fonksiyonlardaki değişikliklerin bütünleştiği bir olgudur. Fonksiyonel bir adaptasyondur.
Beynin gelişmesi sonucunda çocukta giderek  artan bir öğrenme, anımsama ve yargılama yeteneği oluşur. Bununla birlikte  eğitim yönünden yetersiz çevre, çocuğun zeka gelişiminin en yüksek düzeye ulaşmasını önleyebilir. Çocuğun motivasyonu ve eğitimi yetersiz kalırsa, düşüncelerini geliştirme ve ilişkileri anlamada sorunları olabilir.
Olgunlaşma süresi içinde çocuğun davranışlarında kalıtımın da etkisi olduğu görüşü vardır. Çocuğun çevreden etkilenmesi ve buna karşı göstereceği tepki yaşa göre değişir ve çevreyi  inceleyerek kendine bir tarz geliştirir.
 
Çevresel Etkenler
Okul öncesi dönemde çocuğun yaşamında en etkili sosyal kurum ailedir. Aile üyeleriyle olan ilişkileri, çocuğun toplumdaki bireylere ve tüm yaşama karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur. Çocuk sosyal bir birey olma yolundayken bir model arayışındadır. Bu dönemde çocuk üzerinde en etkili kişi, annedir. Kendinden emin, sorumluluk duygusu gelişmiş, kendine saygısı olan, çocuğun gelişimini ve özgürlüğünü devamlı olarak arttıran annenin çocuğunun da, diş hekimi ile daha iyi iletişim kurduğunu göstermiştir.
 
Ailenin çocuğun eğitimine ve onun gerek duygusal gerekse toplumsal gelişimine etkisi, çocuğun farklı aile üyeleri ile  olan ilişkilerinden kaynak alır. Bu ilişkiler, başta ebeveynin çocuklarına karşı davranışları olmak üzere, ailedeki yaşam biçiminin de etkisi altındadır. 

Diş Hekiminin Çocuğa Yaklaşımında Ailenin Etkisini Nedir ?
Aşırı Hoş Görülü Aileler : Çocuklarına aşın dikkat ederler onlarla arkadaş ilişkisi kurmaya çalışırlar. Çocuğun her  ihtiyacı olduğunda yanındadırlar.Çocuk, yaşında küçük davranışlar göstermeye eğilimlidir. Bebek reaksiyonları verir.
 
Çocuk şu tepkileri sergileyecektir :
Oto kontrolü yoktur,
Huysuzluk nöbetleri geçirir,
Aşırı tepkiler verir,
Sert,kaba olmaya çalışır.
 
Aşırı Koruyucu Ebeveynler : Çocukta yüksek anksiyete görülür. Bu, ya çocuğun aile sevgisi ihtiyacından ya da çocuğun ailesi ile birlikte daha fazla beraber olmayı istemesinden kaynaklanır. Çocuğun sosyal maturasyonu ve sosyal çevrede yer alması gecikir. Çocuk, itaat edici, çekingen, içe dönük, kaygılı otur. Ebeveynlerin çocuğun sağlığı hakkındaki endişelerini gidermek için aileye uzun zaman ayrılmalıdır.
 
Otoriter Aileler : Bu aileler “çocuğum için en iyisi budur” şeklinde bir tutum sergilerler. Bu aileler çocuklarının, itaat edici, kibar, saygılı olmalarını, iyi davranışlar sergilemelerini beklerler. Çocuklarının her an bir şeyler hissedebileceğini düşünerek panik halinde olan ebeveynlerden, diş hekimi, çocuğun endişelerini daha da artırmamalarını istemelidir.
 
Çok küçük çocukların olumsuz davranışları kendilerinden daha büyük kardeşlerinin önceki deneyimleri ile direkt bağlantılı olabilir. Büyük çocuk kötü deneyimler geçirmişse bu küçük çocukta korkutucu masallar şeklinde biçimlenir ve ilk dental ziyarette anksiyete şeklinde gözlenir. Büyük kardeş diş hekimi ile iyi iletişim kurabilirse ve tedavisi sırasında küçük kardeş onu dikkatle izleyince o da olumlu bir izlenime sahip olacaktır.
Randevunun süresi de çocuğun davranışlarının idaresinde önemli bir faktördür. Çoğu çocuk için 30 dakika iyi bir zamandır. Çocuklar kısa bir süre dikkatlerini aynı yerde toplayabilirler ve uzun zaman hareketsiz oturmaları zordur.
Bir süre sonra olumsuz davranışlar göstermeye başlarlar.
Çocuklarda Anksiyete Ve Korku Nedir?
Anksiyete, duygusal bir korku veya her şeyin iyi olmadığını, bir sorun olmasının yalan olduğunu hissediş olarak tarif edilebilir. Sorunun kaynağı çoğunlukla gözle görülebilir olmadığından kişi endişelidir (anksiyetelidir) .
Korku ve anksiyete kelimeleri sıklıkla ya beraber ya da aynı anlamda kullanılır. Aslında aralarında ciddi bir fark vardır. Korkularımız somuttur, gerçek bir alt yapısı (geçmişi) vardır. Kişi neden korktuğunu kelimelerle ifade edebilir.
Anksiyete, tanımlanamaz, anlatılamaz.
Doğar doğmaz beyaz önlüklerle karşılaşan çocuk, en geç üçüncü ayında, zor kullanılan ve ağrılı aşılar ile karşı karşıyadır. Hekime karşı gelişmeye başlayan bu reaksiyon ; aile, çevre veya  iatrojenik olarak pekiştirilirse küçük hastalarla olan sorunlarımız artacaktır.  Çocuk, iki yaş civarında sözel iletişime başlar başlamaz, dental yaklaşımlarda  zorlamayı, zor kullanmayı kaldırmak gerekir. Her diş hekiminin kendine özel bir  yaklaşım şekli vardır. Çocukları tedavi edebilmek için psikolog olmamız  gerekmez. Çocuk psikolojisi hakkında temel prensipleri bilmemiz daha iyi bir  ilişki kurmamıza yardımcı olacaktır.
Erişkinler ve çocuklar, ağız sağlığına verdikleri önemde, kişilik ve yargı farklılıkları sonucu değişik davranış şekilleri gösterirler. Örneğin bir çok yetişkin, diş hekimlerinden korkmadığını belirtirken, randevularına gelmeyecek veya tüm şikayetlerini anlatmayacaktır. Yetişkinler davranışlarının altındaki korkuyu kabul etmeyecektir. Çocuklar savunma mekanizmalarını yetişkinler kadar ustalıklı geliştiremediklerinden, duygularını daha açık belli edeceklerdir.
Dental Anksiyete ve Belirtileri Nelerdir?
Dental anksiyetenin, dental tedaviye karşı bir erken kaygı olduğu bildirilmiştir. Bu duygu o kadar yaygındır ki, halk arasında normal kabul edilmektedir. Yapılan çalışmalarda yetişkinlerin bu korkusunun çocukluk döneminden kaynaklandığı gösterilmiştir.
Kuzey Avrupa"da yaştan bağımsız olarak çocuklarda dental korku oranı % 3-21 dir. Genellikle kızlar oğlanlardan daha çok korkar. Bunda, şu sebepler etkilidir :
Kızlarda var olan çekingenlik,
Yetiştirilme şekilleri (erkekler gizlerken, kızlar daha rahat korkularını ifade edebilirler),
Oğlanlar korkularını göstermede daha az isteklidirler.
Çocuklar kaygılarını çok değişik şekillerde gösterir. Bir kısmı çok kolayca kendini belli eder. Diğer bir kısmı cin gibidir. Küçük çocuklar genellikle tedavi sırasında ciddiye alınmayacak, önemsiz korkular gösterir. Büyük çocuklar, ağrılarını veya korkularını belli etmekten kaçınırlar, belli endişeleri, korkuları ortaya çıktığında, bunu çocukluklarına bağlarlar .
Diş hekimi kaygılı kişilerin fiziksel görünümü, konuşması, giyinişi ve belli işaret ve bulgularını gözlemleyebilir. Kişide görülen somatik belirtiler şöyle özetlenebilir:
Nabızda kuvvetlenme ve artma, aritmi, ekstrasistol, vazokonstriksiyon, sistolik kan basıncının artması,
Terleme belirtileri,
Hiperventilasyon, tıkanma veya boğulma hissi,
Mide spazmları, ağrılar, kusma, diyare,
Sık sık tuvalete çıkma isteği,
Pupillerde büyüme,
Piloereksiyon (tüylerin dikilmesi),
Kserostomi (ağız kuruluğu),
Kan şekerinde yükselme,
Tremor (ellerde titreme),
Periferik damarlardaki dilatasyona bağlı hiperemi,
Adrenal bezlerden epinefrin ve kortizol salgılanması,) Derinin elektriksel direncinde yükselme.
Tüm bu belirtilerin yanında olgunluğuna ve karakterine bağlı olarak değişik davranış şekilleri de gösterebilir. Sandalyenin ucuna oturur, parmaklarını, kollarını veya ayaklarını oynatır, tırnak yer,  ayağa kalkar ve hareket eder, odada dolanır, kıyafetlerini çekiştirip durur,  dilini ısırır, ağlar, yumruklarını sıkar, gergin ve asık yüz ifadesi gözlenebilir. Konuşurken önüne bakabilir, bağırarak ya da yüksek sesle  konuşabilir, sorularımıza hızlı, mekanik bir konuşmayla cevap verebilir. Hasta  uyuyamamaktan, erken kalkmaktan ve tekrar uykuya dalamamaktan şikayet edebilir.
Dental Korkunun Gelişimi Nedir?
Dental anksiyetenin nedenleriyle ilgili  araştırmalar etiyolojisinde çok çeşitli etkenlerin olduğunu göstermektedir. Tüm etiyolojik etkenler, dental ortamdan etkilenirler ve devamlı değişim  gösterirler. Kişisel etiyolojik özellikler de göz önünde tutulmalıdır ki, bu hasta kadar, diş sağlığı için çalışanlar tarafından da oluşturulan etkenlerdir.  Etiyoloji veya anksiyete nedenleri, dental ortamın değişimlere verdiği cevabın sonucunda geliştirilen bir his olmalıdır. 1920 -1930 yıllarında dental anksiyetenin nedeninin ağrı olduğu düşünülüyordu. Lokal anestezi ve analjezinin geliştirilmesiyle diş hekimi korkusunun azalacağı sanılıyordu.
Sonradan, dental anksiyetenin bir çeşit sezgisel anksiyete olduğu düşünülmeye başlandı. Konunun karmaşıklığı dental anksiyetenin "multifaktörel etiyoloji" teorisinin varsayılmasına neden oldu.
 
Etiyolojik Etkenler :
Hastanın Cinsiyeti : Erkeklerle  karşılaştırıldığında, bayan hastalar dental anksiyete açısından daha yüksek bir  eğilim göstermektedir.
Erkek anksiyeteli hastalarda tedavinin her  aşamasında anksiyeteleri azar azar düşerken, bayanlarda her aşamada değişim gösterir.
 
I) Yaş ve çocuğun psikolojik gelişimi : Bu konuyla ilgili çalışmalarda dental anksiyetenin terkedilmişlik ve yalnız bırakılmışlık duygularıyla, kişisel fonksiyonların gelişimiyle ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. Terkedilmişlik ve bırakılmışlık gibi bastırılmış duyguları stresli bir ortamda kabullenme niteliğinin derecesine göre çocuğun psikolojik gelişim derecesi değerlendirilmelidir. Psikolojik gelişmenin bir göstergesi de,  çocuğun anneden ayrı kalmayı başarabilmesidir. Yaş ve psikolojik gelişim hem diş randevusu süresince hem de tedavi çeşidi göz önünde tutularak değerlendirilmelidir.
 
II) Travmatik dental deneyimler : Dental  travmada, travmatik olayın primer ve sekonder sonuçları göz önüne alınmalıdır.
 
III) Primer Etkiler : Gözlemsel çalışmalar travmatik dental olayların hastada derin ve köklü korku izleri bıraktığını göstermiştir. Bu etkiler öyle güçlüdür ki, yetişkin çağlarda da devam eder. Gelecek nesile de bilinmeyen birşekilde aktarılır.
 
IV) Sekonder Etkiler : Dental travmanın  arkasından, hastada tanımlanamayan korkular, tedirginlik sonucunda bir başlangıç korkusu oluşturur. Özgün travmatik olay beslendiğinde kişisel bir fobi  gelişebilir. Farmakolojik hazırlık eksikliğinde, iletişim kuramayan bir diş hekimi, "ağrısız" diye söz verdiği halde ağrı olması, başlangıç  ağrısının yüksekliğiyle beraber, düşük ağrı eşiği ve toleransı, dental fobi  oluşumunu başlatabilir.
 
V) Aile ve aynı durumdakilerin etkileşimi : Diş hekiminin kontrolü dışındaki etkiler genelde dental anksiyeteyi daha da arttırabilir. Karşılıklı konuşmalar, dikkatsiz yorumlar ve diş hekimliğiyle ilgili fikirler tedavi boyunca ağrı duyma beklentisini ve korkmayı hem çocuklara hem de yetişkinlere öğretebilir.
Bu yorumlarda, çocuğun olumsuz bilgilerinin en önemli kaynağı aile olabilmektedir. Kötü dental deneyimler yaşamakta olan oyun arkadaşları, kendinden daha küçük ve deneyimsizlerle yaşadıklarını paylaşmaya hazırdırlar.
Klinik incelemeler göstermiştir ki, çocuğun dental anksiyetesi ile anne arasında yakın bir ilişki vardır. Diş hekimi korkusu olan çocukların anne ve babası da diş tedavisinden korkmaktadır.
 
VI) Tıbbi  Deneyimler : Travmatik tıbbi deneyimlerde, yüksek anksiyete derecesi ve negatif  dental tutumlar arasında anlamlı bir ilişki vardır.
Duygusal ve tıbbi faktörler en az yetişkin hastalarda olduğu kadar anksiyeteli çocuklarda da önemlidir.
 
VII) Psikolojik olarak ağzın önemi : Büyüme  sırasında ağzın duygusal ve psikolojik açıdan anlamı önemlidir.
Diş hekimlerinin kullandığı aletler acı verici, şiddet uygulayıcı objeler, hastanın vücudunu tahrip edecek malzemeler olarak görülebilir. Bunun neticesinde hastanın tutumu, şüpheler, kötü  düşünceler, fanteziler kurma şeklindedir.
Çocuklarda Diş Hekimi Ve Tedavisinin Korkusunu Yenmek İçin Davranış Yöntemleri Nelerdir?
Genelde, çocuklarda konuşarak yaklaşmak  başarılı sonuçlar verir.
 
AGU  (ANLAT-GÖSTER-UYGULA) YÖNTEMİ :
Bu yöntem, davranış şekillendirme tekniğine bir örnektir. Diş hekimi çocuğa anlayabileceği bir şekilde ne yapacağını, anlatır gösterir ve yavaş yavaş uygulamaya hazırlar. Hekim, uygulanacak işlemi  kendisi, yardımcısı ya da bir obje üzerinde çocuğun anlayabileceği şekilde  göstermelidir. AGU yöntemi başarıyla anlatılan çocuk ödüllendirilmelidir. Hemen  takviye etmek, güçlü, kazanılmış davranış için gereklidir.
Çocuklar negatif deneyimler kazandığında yeni yöntemler denenir. Bunu takip eden yaklaşımlarda şu basamaklar kullanılır.
 
• Çekinmeden sorunu sor ve tekrar yap,
• İlgisini dağıt, masal, anlat, cesaret verici sözler söyle, dikkatini çekecek hareketler ve audiovisual gösteri yap,
• Geçici dolgu yapmayı, restoratif işleme tercih et.
• Korkuya karşı olan davranış değişikliği kademeli olarak açığa çıkar. Başarılı olmak için bol zaman ayırmak ve birkaç defa muayeneye gelmesi gerekir.
 
Huysuzlandığında veya zamansız, kontrol edilemeyen davranışlar gösterdiğinde hastayla iletişim kurarak yeniden disiplin sağlanmalıdır, özel durumlarda diş hekimi kendisi kontrolü sağlamak için bu yöntemleri kullanabilir.
 
HOME  (HAND OVER MOUTH EXERCISE) YÖNTEMİ :
Hastayla iletişim kurulamıyorsa ve çocuk, hekiminin talimatlarını duyamayacak kadar bağırıyorsa uygulanabilir. Bu uygulamada hastaya gözdağı verilmeksizin kontrolün kimde olduğunu göstermek amaçlanır.
 
Tekniğin uygulanması şu şekilde olmaktadır :
Hasta yüksek sesle bağırıyor, çığlık atıyorsa hekim elini hastanın ağzına götürmeli ve kulağına yaklaşıp şöyle söylemelidir :
Seninle konuşmak istiyorum, sen böyle davrandığın  için beni duyamıyorsun.
Sonunda sustuğunda el çekilir. Hasta bağırmaya devam ederse, hekim tekrar eliyle ağzını kapatarak şöyle söylemelidir  :
İstediğimi yaparsan elimi çekebilirim. Bu gürültüyü  tamamen kesmelisin.
 
Sonuçta, sessizlik sağlandığında ödüllendirilir ve işlemler, kibar bir ses tonuyla onun anlayabileceği şekilde anlatılır. Bu şekilde, fizyolojik mi emosyonel etkenlerin mi etkili olduğu  açıkça belli olur. Bu teknik, sinirli çocuklarda uygulanmamalıdır. Baskı  yaratılması nedeniyle sadece çok gerekli olduğunda, uygun zamanda ve son tercih olarak uygulanmalıdır. Çocuk daha iyi bir ruh halinde olduğunda o an gitmesine izin verilirse bir sonraki randevuya geldiğinde daha iyi olabilir .

Sonuç Alınamayan Ve Diş Tedavisi Zorunlu Olan Çocuklarda Nasıl Bir Tedavi Uygulanabilinir?
Büyükler gibi çocuklar da bilmediklerinden korkarlrlar. Özellikle diş hekimlerinin kullandığı aletlerin çıkardığı sesler, çocuğun çevresinden duyduğu dental tedavi öyküleri onun daha da korkmasına neden olur.
Bu durumda, diş hekimine öncelikle düşen görevler ; çocukla iletişim kurmak, ona sabırla yaklaşmak ve sorularını cevaplamak, kullanacağı aletleri ve yapacağı işlemi çocuğun anlayayabileceği bir şekilde anlatmaktır. Her ne kadar seansların kısa tutulması önerilse de çocukla yapacağımız ilk seans diğer seanslarımızı ve dental tedavilerinin başarısını da etkileyeceğinden gerektiği kadar uzun tutulmalı ve kesinlikle ağrısız olmalıdır.
Düşük anksiyeteli çocuklarda davranışsal yaklaşım şeklinin daha etkili olduğu, yüksek anksiyeteli çocuklarda da, sözel iletişim kurulamaması, kooperasyon güçlüğü gibi nedenlerle davranışsal yaklaşımlar çoğunlukla yetersiz kaldığından çocuklara genel anestezi altında tedavilerin uygulanması uygundur.